Fransa, son aylarda sosyal huzursuzluk ve siyasi kutuplaşma ile sarsılıyor. Ülke genelinde protestolar, grevler ve şiddet olayları, hükümetin ekonomik reformlarına ve artan yaşam maliyetine karşı öfkeyi yansıtıyor. Ancak bu huzursuzluğun kökenlerini anlamak için 1982'e, François Mitterrand'ın cumhurbaşkanlığının ilk yıllarına bakmak gerekiyor. O dönemde Mitterrand, sosyalist bir programla iktidara gelmiş, ancak yerel seçimlerde ağır bir yenilgi alınca ekonomik ve siyasi bir U dönüşü yapmıştı. Bu dönüş, Fransa'nın siyasi yapısını derinden etkiledi ve bugünkü krizlerin temelini attı.
1982: Mitterrand'ın U Dönüşü ve Mirası
1981'de François Mitterrand, Fransa'nın ilk sosyalist cumhurbaşkanı olarak seçildi. Seçim kampanyasında, bankaları ve büyük şirketleri kamulaştırmayı, çalışma saatlerini azaltmayı ve sosyal yardımları artırmayı vaat etmişti. Ancak bu radikal sol politikalar, ekonomik krizi derinleştirdi; enflasyon yükseldi, frank değer kaybetti ve işsizlik arttı. 1982'de yapılan yerel seçimlerde sosyalistler büyük bir yenilgi aldı. Mitterrand, bu yenilginin ardından ekonomik politikasını tersine çevirdi: kemer sıkma önlemleri aldı, Avrupa Para Sistemi'ne bağlı kaldı ve piyasa ekonomisine dönüş sinyali verdi. Bu U dönüşü, sol seçmen tabanında hayal kırıklığı yarattı ve aşırı sağın yükselişine zemin hazırladı.
Mitterrand'ın dönüşü, sadece ekonomik değil, aynı zamanda siyasi bir manevraydı. 1980'ler boyunca Jean-Marie Le Pen liderliğindeki Ulusal Cephe (Front National) yükselişe geçti. Mitterrand'ın politikaları, geleneksel sol ile işçi sınıfı arasındaki bağı zayıflattı ve bu seçmen kitlesinin bir kısmını aşırı sağa yöneltti. Bugün, Marine Le Pen'in Ulusal Birlik (Rassemblement National) partisi, benzer bir şekilde işçi sınıfı ve taşrada yaşayan seçmenlerden destek alıyor. Bu süreklilik, Fransa'nın siyasi yapısındaki derin yarılmayı gösteriyor.
1982 sonrası dönem, Fransa'da devletin ekonomiye müdahalesinin azaldığı, özelleştirmelerin hızlandığı ve Avrupa entegrasyonunun derinleştiği bir dönem oldu. Ancak bu dönüşüm, toplumun geniş kesimlerinde kendini dışlanmış hissetme duygusunu güçlendirdi. Özellikle sanayi bölgelerinde işsizlik arttı ve sosyal devlet zayıfladı. Bu koşullar, bugünkü sarı yelekliler hareketi ve emeklilik reformu protestolarının arka planını oluşturuyor.
Bugünkü Huzursuzluğun Kökenleri
Fransa'da son dönemde yaşanan huzursuzluklar, sadece ekonomik değil, aynı zamanda kimlik ve temsil kriziyle ilgili. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 2017'de seçildiğinde reform vaatleriyle gelmişti; ancak emeklilik yaşını yükseltme, işsizlik yardımlarını azaltma gibi politikalar geniş kesimlerin tepkisini çekti. 2023'te emeklilik reformuna karşı düzenlenen protestolar aylarca sürdü. 2024'te ise aşırı sağın yükselişi ve parlamento seçimlerindeki belirsizlik, siyasi istikrarsızlığı artırdı.
Bu tablo, 1982'deki U dönüşünün yarattığı uzun vadeli sonuçları hatırlatıyor. Mitterrand'ın sol politikalarından vazgeçmesi, sol partilerin seçmen nezdindeki güvenilirliğini sarstı. Benzer şekilde, Macron'un merkezci politikaları, hem sol hem de sağ seçmende hayal kırıklığı yarattı. Fransa'da seçmenler, kendilerini temsil etmeyen bir siyasi sınıf olduğu algısına kapıldı. Bu algı, protestoların ve aşırı sağın yükselişinin ortak paydası.
Ayrıca, 1982 sonrası dönemde Fransa'nın Avrupa Birliği içindeki rolü de değişti. Mitterrand, Avrupa entegrasyonunu destekleyerek Almanya ile yakınlaşmayı tercih etti. Bu politika, Fransa'nın egemenlik alanını daralttığı yönünde eleştiriler aldı. Bugün, egemenlikçi söylemler hem sol hem sağda yankı buluyor. Avrupa şüpheciliği, özellikle taşrada ve işçi sınıfı arasında güçlü.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Fransa'daki huzursuzluk, sadece ulusal bir mesele değil; Avrupa ve dünya için de önemli sonuçlar doğuruyor. Fransa, Avrupa Birliği'nin motor ülkelerinden biri ve BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesi. İç istikrarsızlık, AB'nin karar alma süreçlerini ve dış politikadaki etkinliğini zayıflatabilir. Özellikle Ukrayna savaşı ve enerji krizi gibi konularda Fransa'nın tutumu belirleyici. Ayrıca, aşırı sağın yükselişi, diğer Avrupa ülkelerindeki benzer hareketleri cesaretlendirebilir. Macaristan, İtalya ve İsveç'te aşırı sağ zaten iktidarda veya koalisyon ortağı. Fransa'daki gelişmeler, bu trendi güçlendirebilir.
Küresel olarak, Fransa'nın Afrika'daki etkisi de sarsılıyor. Son yıllarda eski sömürgelerinde artan anti-Fransız duygular, Paris'in bölgedeki nüfuzunu azalttı. Mali, Burkina Faso ve Nijer'de askeri darbeler sonrası Fransa karşıtı söylemler güçlendi. İç huzursuzluk, Fransa'nın dış politikada daha içe dönük olmasına yol açabilir. Bu da AB'nin küresel rolünü olumsuz etkiler.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Fransa'daki siyasi istikrarsızlık ve aşırı sağın yükselişi, Türkiye açısından dikkatle izlenmeli. Fransa, AB içinde Türkiye'nin üyeliğine en mesafeli ülkelerden biri. Aşırı sağın güçlenmesi, Türkiye karşıtı söylemleri artırabilir ve AB-Türkiye ilişkilerinde yeni gerilimlere yol açabilir. Öte yandan, Fransa'nın iç sorunları, AB'nin genişleme ve dış politika konularında daha az etkili olmasına neden olabilir; bu da Türkiye'nin manevra alanını genişletebilir. Ekonomik olarak, Fransa Türkiye'nin önemli ticaret ortaklarından biri; istikrarsızlık ticari ilişkileri olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, savunma alanında Fransa ile yürütülen projeler (örneğin Eurosam) sekteye uğrayabilir. Türkiye, Fransa'daki gelişmeleri yakından takip ederek diplomatik ve ekonomik çıkarlarını korumalı.