Amerika Birleşik Devletleri, 11 Eylül saldırılarının beşinci yıl dönümünü geride bırakırken, sözde “11 Eylül savaşları” olarak adlandırılan Afganistan ve Irak operasyonlarından çıkarılan dersler hâlâ tartışılıyor. Yazarın yakında yayımlanacak “Afganistan'da ABD Terörle Mücadele Operasyonları: Beklenen Başarılar, Boş Kuyular ve Yan Hasar” adlı kitabından derlenen analize göre, bu savaşlardan alınan derslerin yetersiz olduğu ve benzer hataların tekrarlanma riskinin yüksek olduğu vurgulanıyor. Özellikle terörle mücadele stratejilerinin uzun vadeli etkileri ve bölgesel istikrara katkıları sorgulanıyor.
Savaşın Gölgesinde: Terörle Mücadelede Yöntem Tartışmaları
ABD'nin 11 Eylül sonrası başlattığı “teröre karşı küresel savaş” (GWOT) kapsamında Afganistan'da Taliban rejimini devirmesi ve El Kaide'yi hedef alması, başlangıçta meşru görülmüştü. Ancak zamanla bu operasyonların sivillere verdiği zarar, hukuki belirsizlikler ve stratejik hedeflerin net olmaması, ciddi eleştirilerin odağı haline geldi. Kitapta yer alan analizler, özellikle insansız hava aracı (İHA) saldırılarının sivil kayıplara yol açtığını ve bu durumun yerel halkın tepkisini artırarak radikalleşmeyi körüklediğini ortaya koyuyor. Ayrıca, askeri müdahalelerin ardından yapılan devlet inşası çabalarının kalıcı çözümler üretmekte yetersiz kaldığı ve Afganistan'da bugünkü istikrarsızlığın temelini oluşturduğu belirtiliyor.
Beş yıl içinde ABD, Afganistan'da 2 binden fazla asker kaybetti ve milyarlarca dolar harcadı. Buna rağmen Taliban'ın yeniden güç kazanması ve ülkenin büyük bölümünü kontrol etmesi, askeri zaferin kalıcı barışı getirmediğini gösteriyor. Benzer şekilde Irak'ta da kitle imha silahlarının bulunamaması ve ülkenin mezhepsel çatışmalara sürüklenmesi, savaşın meşruiyetini ciddi şekilde zedeledi. Bu deneyimler, uluslararası topluma, askeri müdahalelerin sonuçlarının öngörülemezliğini ve diplomatik çözümlerin önemini hatırlatıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Yeni Güvenlik Paradigması
11 Eylül sonrası savaşlar, sadece Afganistan ve Irak'ı değil, tüm bölgeyi ve küresel güvenlik dengelerini değiştirdi. ABD'nin Orta Doğu'daki askeri varlığı, İran'ın nüfuzunu artırmasına ve Şii milislerin güçlenmesine zemin hazırladı. Ayrıca, terörle mücadele kapsamında uygulanan gözetim programları ve yurtdışındaki gizli operasyonlar, uluslararası hukuk ve insan hakları açısından yeni tartışmalar başlattı. Bu süreçte, Avrupa Birliği ve diğer müttefikler, ABD'nin tek taraflı politikalarına eleştiriler getirirken, küresel terörle mücadelede ortak bir stratejinin oluşturulamaması, güvenlik işbirliğinin zafiyetini ortaya koydu.
Uzmanlara göre, 11 Eylül savaşlarından çıkarılması gereken en önemli ders, askeri gücün tek başına terör sorununu çözmeyeceğidir. Terörün kökeninde yatan siyasi istikrarsızlık, yoksulluk ve eğitimsizlik gibi faktörlerin ele alınması gerekiyor. Ayrıca, uluslararası hukukun ve çok taraflılığın önemi bir kez daha ortaya çıktı. Bu bağlamda, Türkiye gibi bölgesel aktörlerin, terörle mücadelede ve bölgesel istikrarın sağlanmasında daha etkin rol oynaması bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişmeler, Türkiye'nin terörle mücadele politikalarına doğrudan etki ediyor. ABD'nin söz konusu savaşlarda ayrılıkçı terör örgütü PKK ile işbirliği yapması, Ankara-Washington ilişkilerinde ciddi gerginliklere yol açtı. Türkiye, terörle mücadelede uluslararası işbirliğinin önemine vurgu yaparken, kendi sınır ötesi operasyonlarında benzer hatalara düşmemek için sivil kayıpların önlenmesine dikkat ediyor. Ayrıca, bölgesel istikrarın sağlanmasında Türkiye'nin arabuluculuk ve insani yardım alanlarındaki aktif rolü, benzer krizlerde daha yapıcı bir model sunuyor. Bu süreçte, Türkiye'nin uluslararası topluma, askeri müdahalelerin uzun vadeli sonuçlarını dikkate alan daha kapsamlı bir strateji benimsemesi çağrısı, bölgesel ve küresel güvenlik mimarisinde önemli bir katkı sağlayabilir.