11 Eylül 2001 saldırılarında hayatını kaybedenlerden birinin eşi, olayın üzerinden çeyrek asır geçmesine rağmen Suudi Arabistan'ın saldırılardaki olası rolüne ilişkin soruların yanıtsız kaldığını belirterek ABD başkanlarını ve Suudi yönetimini sorumluluk almaya çağırdı. Dul eş, açıklamasında hem geçmiş hem de şimdiki ABD yönetimlerine yönelik eleştirilerini dile getirerek, gerçeğin ortaya çıkarılması için adalet çağrısı yaptı. Bu çağrı, 11 Eylül saldırılarının ardından Suudi Arabistan'ın rolüne dair yıllardır süren tartışmaları yeniden alevlendirdi.
11 Eylül ve Suudi Arabistan Bağlantısı: Yıllardır Süren Tartışma
11 Eylül saldırılarını gerçekleştiren 19 hava korsanından 15'inin Suudi Arabistan vatandaşı olması, saldırıların ardından Suudi yönetiminin rolüne dair soru işaretlerini beraberinde getirmişti. O dönemde ABD yönetimi, Suudi Arabistan'ın saldırılarda doğrudan parmağı olduğuna dair somut bir kanıt sunmamış, ancak dosyalardaki bazı bölümler yıllarca gizli tutulmuştu. 2021 yılında FBI'ın bazı belgeleri açıklamasıyla birlikte, Suudi yetkililerin saldırganlarla olası bağlantıları yeniden gündeme gelmişti. Ancak ne Suudi Arabistan ne de ABD yönetimi, Suudi devletinin saldırılarda doğrudan sorumluluğunu kabul etti.
Dul eşin çağrısı, bu bağlamda yıllardır süren belirsizliğe ve adalet arayışına işaret ediyor. Saldırılarda yakınlarını kaybeden aileler, uzun süredir Suudi Arabistan'a karşı hukuki mücadele yürütüyor. ABD mahkemelerinde açılan davalarda, Suudi devletinin saldırılarda rolü olduğu iddiasıyla tazminat talepleri yer alıyor. Ancak davalar, egemenlik doktrini ve delil yetersizliği gibi gerekçelerle çıkmaza girebiliyor.
Suudi Arabistan ise bugüne kadar tüm suçlamaları reddetti ve saldırılarla hiçbir ilgisi olmadığını savundu. Riyad yönetimi, saldırıları kınadığını ve terörle mücadelede ABD ile işbirliği yaptığını vurguladı. Ancak özellikle 2018'de Cemal Kaşıkçı cinayeti sonrası Suudi yönetimine yönelik uluslararası baskılar artmış, bu durum 11 Eylül dosyasındaki şüpheleri de derinleştirmişti.
25 Yıl Sonra Hesap Sorma Çabası
Dul eşin açıklamaları, sembolik olarak 11 Eylül'ün yıl dönümünde veya yakın tarihlerde yapıldığında daha geniş yankı buluyor. Bu tür çağrılar, ABD kamuoyunda Suudi Arabistan'a yönelik algıyı da etkiliyor. Özellikle ABD'nin Suudi Arabistan ile olan stratejik ilişkileri – petrol, silah satışları ve bölgesel güvenlik işbirliği – göz önüne alındığında, bu tür iddialar iki ülke arasındaki hassas dengeyi zorluyor.
ABD başkanları, geçmişte Suudi Arabistan ile ilişkileri sürdürme konusunda pragmatik davrandı. George W. Bush döneminde başlatılan terörle mücadele işbirliği, Barack Obama döneminde İran nükleer anlaşması ve Yemen savaşı gibi konularda gerilimlere rağmen devam etti. Donald Trump döneminde ise Suudi Arabistan ile ilişkiler daha da güçlendi; Trump'ın ilk yurt dışı ziyaretini Riyad'a yapması ve silah anlaşmaları bunun göstergesiydi. Joe Biden ise seçim kampanyasında Suudi Arabistan'ı 'parya' olarak nitelendirmiş, ancak göreve geldikten sonra petrol fiyatları ve bölgesel güvenlik nedeniyle ilişkileri normalleştirme yoluna gitmişti.
Dul eşin çağrısı, bu siyasi konjonktürde ABD yönetimlerinin Suudi Arabistan ile olan ilişkilerini sorgulayan bir ses olarak öne çıkıyor. Adalet arayışı, sadece geçmişle hesaplaşma değil, aynı zamanda gelecekte benzer olayların önlenmesi için şeffaflık talebi anlamına da geliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Suudi Arabistan'ın İtibarı ve Jeopolitik Denge
Suudi Arabistan, Orta Doğu'nun en büyük petrol üreticisi ve ABD'nin bölgedeki en önemli müttefiklerinden biri. 11 Eylül iddiaları, Riyad'ın uluslararası itibarını zedeleyebilecek potansiyele sahip. Ancak bugüne kadar Suudi Arabistan, bu tür iddiaları savuşturmayı başardı. Bunun arkasında, ABD ile olan karşılıklı bağımlılık ilişkisi yatıyor: ABD, Suudi petrolüne ve bölgesel istikrar için Suudi işbirliğine ihtiyaç duyarken; Suudi Arabistan da ABD'nin güvenlik şemsiyesine ve silah teknolojisine bağımlı.
Öte yandan, 11 Eylül saldırılarının ardından ABD'nin Afganistan ve Irak'ı işgali, Orta Doğu'da yeni bir dönemi başlattı. Bu süreçte Suudi Arabistan, terörle mücadelede ABD'nin yanında yer aldı ancak aynı zamanda Vehhabi ideolojisinin yayılmasına göz yumduğu eleştirileriyle karşılaştı. 2003'te Riyad'da düzenlenen bombalı saldırılar, Suudi yönetiminin de terör tehdidiyle yüzleşmesine neden oldu ve ülke içinde radikal gruplara karşı operasyonlar başlatıldı.
Bugün gelinen noktada, 11 Eylül dosyası hala tam olarak kapanmış değil. ABD Kongresi'nde Suudi Arabistan'a yönelik yaptırım çağrıları zaman zaman gündeme geliyor. Ancak stratejik çıkarlar, bu tür girişimlerin önüne geçiyor. Dul eşin çağrısı, bu gerilimin bir yansıması olarak okunabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
11 Eylül sonrası dönemde Türkiye, terörle mücadelede ABD ile işbirliği yaparken, Suudi Arabistan ile de ekonomik ve siyasi ilişkilerini sürdürdü. Suudi Arabistan'ın 11 Eylül'deki rolüne dair iddialar, Türkiye'nin bölgesel dengelerdeki konumunu doğrudan etkilemez; ancak ABD-Suudi ilişkilerindeki olası bir gerilim, Türkiye'nin Orta Doğu'daki manevra alanını genişletebilir. Türkiye, son yıllarda Suudi Arabistan ile ilişkilerini normalleştirme sürecinde. Kaşıkçı cinayeti sonrası yaşanan gerilim, 2020'den itibaren yerini diplomatik açılıma bıraktı. Eğer 11 Eylül iddiaları Suudi Arabistan'a yönelik uluslararası baskıyı artırırsa, Türkiye'nin denge politikası daha da önem kazanabilir. Ayrıca, bölgede artan istikrarsızlık, Türkiye'nin güvenlik ve enerji politikalarını doğrudan etkileyebilir.