11 Eylül 2001 saldırılarının üzerinden 25 yıl geçti. ABD, bu travmatik olayın anısını canlı tutmaya çalışırken, saldırıları bizzat yaşamamış Amerikalıların oranı her geçen yıl artıyor. El Kaide militanlarının kaçırdığı dört uçakla New York'taki Dünya Ticaret Merkezi kulelerine, Washington yakınlarındaki Pentagon'a ve Pennsylvania kırsalına düzenlenen saldırılarda yaklaşık 3 bin kişi hayatını kaybetmişti. Bugün ABD'de yapılan anma törenleri, hem kayıpları onurlandırmayı hem de yeni nesillere bu tarihî olayı aktarmayı amaçlıyor.
Olayın arka planı ve hafızanın dönüşümü
11 Eylül saldırıları, ABD'nin ulusal güvenlik algısını kökten değiştirdi. Saldırıların ardından başlatılan "Teröre Karşı Savaş" kapsamında Afganistan'a müdahale edildi, 2003'te Irak işgal edildi. Bu süreçte küresel güvenlik mimarisi yeniden şekillendi; ABD içinde de geniş kapsamlı gözetleme ve güvenlik önlemleri hayata geçirildi. Ancak 25 yıl sonra, olayın doğrudan tanığı olmayan Amerikalıların sayısı arttı. Pew Araştırma Merkezi'nin verilerine göre, 2001'de 18 yaş üstü nüfusun neredeyse tamamı saldırıları canlı yayında izlemişti. Bugün ise ABD nüfusunun önemli bir bölümü ya olaydan sonra doğdu ya da o dönemde çok küçüktü. Bu durum, 11 Eylül'ün bir "yaşanmış travma"dan ziyade "tarihsel bir olay"a dönüşmesine yol açıyor.
Anma etkinlikleri kapsamında New York'taki Ulusal 11 Eylül Anıtı ve Müzesi'nde törenler düzenleniyor, kurbanların isimleri okunuyor. Pentagon'da da bir anma merasimi gerçekleştiriliyor. Pennsylvania'daki Shanksville kırsalında, düşürülen United Airlines 93 sefer sayılı uçağın yolcularının kahramanlığı anılıyor. Başkan Joe Biden yönetimi, saldırıların yıl dönümünde ulusal birlik mesajları veriyor. Ancak kamuoyu araştırmaları, 11 Eylül'ün ABD toplumu üzerindeki birleştirici etkisinin azaldığını gösteriyor. Özellikle genç nesiller arasında olaya dair bilgi ve duygusal bağlılık daha düşük seviyelerde.
Küresel ve bölgesel boyut
11 Eylül saldırıları sadece ABD'yi değil, tüm dünyayı etkiledi. NATO, tarihinde ilk kez 5. Madde'yi işleterek ABD'ye destek verdi. Afganistan'daki savaş 20 yıl sürdü ve 2021'de ABD'nin çekilmesiyle sona erdi. Irak'taki istikrarsızlık ise bölgesel dengeleri alt üst etti. Bugün Orta Doğu'da yaşanan birçok krizin kökeninde 11 Eylül sonrası müdahaleler yatıyor. Öte yandan, saldırılar sonrası Müslüman topluluklara yönelik artan İslamofobi, Batı ülkelerinde sosyal dokuyu zedeledi. ABD'de 2017'de yürürlüğe giren ve bazı Müslüman ülke vatandaşlarına yönelik seyahat yasağı gibi tartışmalı politikalar da bu dönemin mirası olarak görülüyor. Küresel terörizmle mücadele adına yürütülen operasyonlar, birçok ülkede sivil kayıplara ve insan hakları ihlallerine yol açtı.
25. yıl dönümünde, ABD'nin 11 Eylül anlatısını nasıl şekillendireceği önem taşıyor. Eğitim sisteminde bu olaya daha fazla yer verilmesi, müzeler ve dijital arşivler aracılığıyla hafızanın canlı tutulması hedefleniyor. Ancak siyasi kutuplaşma, 11 Eylül'ün ortak bir travma olarak hatırlanmasını zorlaştırıyor. Bazı kesimler, saldırıların ulusal güvenlik adına yapılan aşırı uygulamaları meşrulaştırmak için kullanıldığını savunuyor. Yine de çoğu Amerikalı için 11 Eylül, ülkenin yakın tarihindeki en sarsıcı olay olmayı sürdürüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
11 Eylül sonrası dönem, Türk dış politikası ve güvenlik algısı üzerinde derin izler bıraktı. Türkiye, NATO üyesi olarak ittifakın 5. Madde kararına destek verdi ve Afganistan'da ISAF kapsamında asker bulundurdu. Ancak Irak işgali, Türkiye ile ABD arasında 1 Mart 2003 tezkeresinin reddiyle ilk ciddi krize yol açtı. Bu süreç, Türkiye'nin bölgesel aktör olarak bağımsız hareket etme eğilimini güçlendirdi. Öte yandan, 11 Eylül sonrası artan terörle mücadele iş birliği, PKK ile mücadelede istihbarat paylaşımını artırdı. Bugün Suriye ve Irak'taki istikrarsızlık, 11 Eylül sonrası müdahalelerin doğrudan sonucu olarak Türkiye'nin güvenlik çevresini şekillendirmeye devam ediyor. ABD'nin hafıza siyaseti, Türkiye'nin Batı ile ilişkilerinde referans noktası olmayı sürdürüyor.