Paris İklim Anlaşması'nın en kritik eşiği olan 1,5 derece hedefi, artık geride kalmış olabilir. İklim bilimciler, küresel ortalama sıcaklık artışının sanayi öncesi döneme kıyasla 1,5 dereceyi aştığını ve bu eşiğin kalıcı olarak aşıldığını belirtiyor. 2015'te imzalanan anlaşma, dünyayı tek bir sayı etrafında birleştirmişti: her şeyi, her yerde, aynı anda yapmak. Ancak sonuç yetersiz kaldı. Şimdi soru şu: 1,5 derece sonrası dünyada hangi politikalar, hangi stratejiler geçerli olacak?
1,5 Derece Hedefi Neden Önemliydi?
1,5 derece, sadece bir sayı değildi; iklim adaleti, biyoçeşitlilik ve insan güvenliği için bir eşik olarak kabul ediliyordu. Bilimsel raporlar, bu sınırın aşılması durumunda sıcak hava dalgaları, kuraklık, sel ve deniz seviyesi yükselmesi gibi aşırı olayların sıklığının ve şiddetinin artacağını gösteriyordu. Özellikle küçük ada devletleri ve kıyı bölgeleri için 1,5 derece, varoluşsal bir tehditti. Bu nedenle 2015 Paris Anlaşması'nda tüm ülkeler, emisyonlarını azaltma taahhüdü verdi. Ancak taahhütler ile gerçekleşen emisyonlar arasındaki uçurum hiç kapanmadı.
Hedef Neden Tutmadı?
Küresel sera gazı emisyonları, anlaşmanın imzalanmasından bu yana artmaya devam etti. Kömür, petrol ve doğal gaz kullanımı birçok ülkede teşvik edildi. Yenilenebilir enerji yatırımları artsa da, fosil yakıtlardan çıkış hızı yetersiz kaldı. Üstelik ekonomik krizler, jeopolitik gerilimler ve pandemi gibi faktörler, iklim politikalarını geri plana itti. Bilim insanları, mevcut politikaların küresel sıcaklık artışını 2,5 ila 3 derece arasında sınırlayacağını öngörüyor. Bu da 1,5 derecenin artık ulaşılamaz bir hedef olduğunu gösteriyor.
Yeni Dönem: Adaptasyon ve Hasar Kontrolü
1,5 derece aşıldıysa, önümüzdeki dönemde iklim politikalarının odağı değişecek. Artık amaç, ısınmayı 1,5 derecede tutmak değil, 2 derecenin altında kalmak ve mümkün olduğunca 1,5'a yakın seyretmek olacak. Bu da beraberinde yeni stratejiler getiriyor: karbon yakalama teknolojileri, jeomühendislik, uyum projeleri ve iklim göçü yönetimi. Ancak bu yaklaşımlar, iklim adaleti açısından tartışmalı. Gelişmiş ülkelerin teknolojik çözümlere yönelmesi, gelişmekte olan ülkelerin emisyon azaltma çabalarını gölgeleyebilir.
Bölgesel ve Küresel Etkiler
1,5 derecenin aşılması, sadece çevresel değil, aynı zamanda jeopolitik sonuçlar doğuracak. Kuzey Kutbu'nda buzulların erimesi, yeni deniz yolları ve kaynak rekabetini beraberinde getirecek. Akdeniz havzası, Orta Doğu ve Güneydoğu Asya gibi bölgeler, su kıtlığı ve tarımsal verim kaybıyla karşı karşıya kalacak. Bu durum, göç dalgalarını ve bölgesel istikrarsızlıkları tetikleyebilir. Ayrıca, iklim müzakerelerinde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki güven krizi derinleşebilir. Yeni bir küresel iklim rejimi, daha fazla uyum finansmanı ve teknoloji transferi gerektirecek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Akdeniz havzasında iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek ülkelerden biri. 1,5 derecenin aşılması, Türkiye için daha sık ve şiddetli kuraklık, sıcak hava dalgaları ve orman yangınları anlamına geliyor. Tarımsal üretim ve su kaynakları üzerindeki baskı artacak. Ayrıca, iklim göçü ve bölgesel istikrarsızlık, Türkiye'nin güvenlik ve dış politikasını doğrudan etkileyecek. Türkiye'nin yeşil dönüşüm ve uyum politikalarını hızlandırması, hem ekonomik hem de stratejik bir zorunluluk haline geliyor.